Please wait…

 
Select a verse to play
Turkish - Diyanet İşleri
2/11. Kendilerine: "Yery�z�nde bozgunculuk yapmay�n" dendi�i zaman, "Bizler sadece �slah edicileriz" derler. ﴾11﴿ 2/12. �yi bilin ki, as�l bozguncular kendileridir, lakin fark�nda de�illerdir. ﴾12﴿ 2/13. Onlara "M�sl�manlar�n inand��� gibi siz de inan�n" denilince de, "Beyinsizlerin inand��� gibi mi inanal�m?" derler; iyi bilin ki as�l beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler. ﴾13﴿ 2/14. �nananlara rastlad�klar� zaman, "�nand�k" derler, eleba��lar�yla ba� ba�a kald�klar�nda, "Biz ��phesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz" derler. ﴾14﴿ 2/15. Onlarla Allah alay eder ve ta�k�nl�klar� i�inde bocalar durumda b�rak�r. ﴾15﴿ 2/16. Onlar, do�ruluk yerine sap�kl��� ald�lar da al��veri�leri kar getirmedi; do�ru yolu bulamam��lard�. ﴾16﴿ 2/17. Onlar, �evresini ayd�nlatmak i�in ate� yakan kimseye benzerler ki, Allah ���klar�n� yok edince, onlar� karanl�klar i�inde g�rmez bir halde b�rakm��t�r. ﴾17﴿ 2/18. Sa��rd�rlar, dilsizdirler, k�rd�rler, bu y�zden do�ru yola d�nmezler. ﴾18﴿ 2/19. Bir k�sm� da, karanl�klarda, g�k g�rlemeleri ve �im�ek aras�nda g�kten bo�anan sa�ana�a tutulup, y�ld�r�mlardan �lmek korkusu ile parmaklar�n� kulaklar�na t�kayan kimseye benzer. ﴾19﴿ 2/20. �im�e�in �akmas� neredeyse g�zlerini al�r; onlar� ayd�nlatt�k�a �����nda y�r�rler ve �zerlerine karanl�k bas�nca durakal�rlar. Allah dileseydi i�itme ve g�rmelerini giderirdi. Do�rusu Allah her �eye Kadir´dir.* ﴾20﴿
Al-Baqara

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ ﴿۱۱﴾ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ ﴿۱۲﴾ وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُوا كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاءُ ۗ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلَٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَ ﴿۱۳﴾ وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ آمَنُوا قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا إِلَىٰ شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِئُونَ ﴿۱۴﴾ اللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ﴿۱۵﴾ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَىٰ فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ ﴿۱۶﴾ مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ ﴿۱۷﴾ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ ﴿۱۸﴾ أَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ ۚ وَاللَّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ ﴿۱۹﴾ يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ ےۖ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا ۚ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿۲۰﴾